Komünizm, demokratik süreçleri izleyerek iktidara gelmeye çalışan bir parti programı olmalıdır öncelikle. Komünist partiler de her parti gibi halkın oyuyla iktidara gelir ve yine halkın oyuyla iktidardan giderler. Demokrasiyi iktidara giden yolda bir araç olarak görmek yanlıştır.
İnsanlığın ortak kazanımı/paydası demokrasiden asla taviz verilemez, demokrasi her koşulda tek seçenektir. Demokrasi içinde kalmak; şeffaf bir yönetim ve halka hesap vermeyi zorunlu kılacağından sanılanın aksine komünist partileri güçlendirir.
“Proletarya diktatörlüğü” gibi ilkel ve sevimsiz tezler hak ettiği yere, tarihin çöplüğüne atılmalıdır.
Demokratik devrim dışında “silahlı propaganda” ve “terör” gibi şiddet içeren tüm çözüm ve propaganda yöntemleri geçersiz sayılmalıdır. Kanlı devrimler çağı artık geride kalmıştır. Propaganda sürecinde komünizmin yaratmayı vaat ettiği “yeni insana” gönderme yapılmalı, toplumun kangren olmuş işsizlik, uyuşturucu ve şiddet gibi sorunlarının panzehirinin komünizmde olduğu tezi işlenmelidir.
Komünist iktidarda halka, hem komünizm hem de kapitalizm (ve varsa başka seçenekler de elbette) seçenek olarak sunulmalıdır. İktidardaki komünist parti, bir program dahilinde üretim araçlarını kamulaştırmalıdır. Ancak bunu asla baskı ve şiddet uygulayarak yapmamalıdır. Halka rağmen halkçılık olmaz. Üretim yapan her sektöre el atıp, işçi sınıfına ve halka seçenek yaratılmalıdır. Bu yöntemle hem kapitalistler kendi silahıyla vurulmuş olacak hem de komünistler antitezlerini görerek davalarına daha çok sahip çıkacakalardır. Ben buna “kontrollü devrim teorisi” demek istiyorum. Lümpen proletarya dışındaki emekçilerin kapitalist üretim yapan bir işletmeyi tercih etmesi zaten çok düşük bir ihtimaldir. Bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin şirketi İstanbul Hak Ekmek A.Ş. bir prototip olarak incelenebilir.
Çözülen reel sosyalizmi bir ağlama duvarı olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Reel sosyalizmin kuruluş, gerileme ve çözülme evreleri dâhil analizi yapılarak gerekli dersler çıkarıldıktan sonra yolumuza devam etmeliyiz.
İyi bir komünist, içselleştirmediği komünist değerleri başkasına tavsiye etmez. Rüşvet yemez, devlet hastanesinde muayene olur, kuyrukta sırasını bekler, alınteriyle para kazanır, borsa oynamaz, taksiye değil tramvay-belediye otobüsü gibi toplu ulaşım araçlarına biner, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı yapmaz, kadınlara ve çocuklara şiddet uygulamaz, devlet terörü dâhil şiddetin her türlüsüne karşı çıkar, evrensel ahlak yasalarına uyar…
En iyi iletişim beden diliyle yapılan iletişimdir. Buradan yola çıkarak en iyi propagandanın da rol model olarak yapılan propaganda olduğunu söylemek mümkündür. Bir işçi gibi yaşamalı ve işyerlerimizdeki duruşumuzla insanlığa örnek olmalıyız. Zekeriyaköy’deki villamızın bahçesinde manken sevgilimizle sabah brunch keyfi yaptıktan sonra garajdan çıkardığımız dört çarpı dört jeepimize atlayıp Mallboromuzu tüttürerek yapacağımız faaliyetler, sosyal faaliyet olmanın ötesine geçemez.
Özgürlükçü sol, demokratik sol, ulusal sol, liberal sol, devrimci sol, geleneksel sol gibi solun bütün türevleri bir akademik laboratuar ortamında özgürce tartışmalıdır.
Sınıfsal olmayan her ayrılık emperyalizmin değirmenine su taşımak anlamına geleceğinden ciddiyeti olmayan kısır tartışmalardan uzak durulmalı kişisel hayaller ve kaprisler sınıf çıkarlarının önüne koyulmamalıdır.
Karl Marx’ı peygamber, Das Kapital ve Komünist Parti Manifestosu’nu kutsal kitap, diyalektik materyalizmi ve evrim teorisini amentü olarak görme ilkelliğinden/çelişkisinden kurtulup komünizmi Marx ve Lenin’in taşıdığı noktadan daha ileriye taşımak için çaba harcamalıyız.
Komünizm iktidarında, işlenen suç ne olursa olsun, insanlığın yüz karası idam cezası asla olmamalıdır, gündeme dahi getirilmemelidir. Suç tanımı sürekli değişmektedir, bu yüzden idam cezası gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecek cezalardan uzak durulmalıdır. Ayrıca idam cezası kendi içinde de pek çok çelişkiyi barındırmakta, katili asan devletin kendisi de katil durumuna düşmektedir. Haklı olarak “Bu durumda devleti kim asacak?” sorusunu akla getirmektedir. İdam cezası, Doğu Anadolu’da görülen kan davasına benzer feodal bir kalıntıdır.
Komünizm bir ekonomik modeldir. Bu yüzden komünizmi, doğruluğu kanıtlanmamış evrim teorisi gibi, sosyoekonomik konuların dışındaki farklı konu ve disiplinlerle ilişkilendirmek doğru değildir. Karl Marx’ın, Das Kapital’in I. Cildini evrim teorisini ortaya atan Charles Darwin’e ithaf etmesini hata olmuştur. Zaman içinde evrim teorisi çürütüldüğünde, doğal olarak halkın gözünde komünizm de çürümüştür.
Toplum için birey feda edilemez.
Şu ana kadar dinkarşıtlığı üzerinden kendini inşa etmiş komünizm, toplum tarafından “dinsizlik dini” olarak algılanmış ve kabul görmemiştir. Kabul etmek gerekir ki, iyi yönetemediğimiz için, din sorunu hep kapitalizmin istismar kapısı olmuştur. İşsizlik, iş kazaları, yoksulluk, iflas gibi kötü sonlar; yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, fuhuş, uyuşturucu ve şiddet gibi toplumsal yozlaşmalar akıldışı bir sistem olan kapitalizmin doğal sonuçlarıdır. Bunu bilen burjuva sınıfı, bu gerçeği gizlemek için zaman zaman uğruna savaş verdiği burjuva değerlerini de inkâr anlamına gelecek şekilde pragmatist bir anlayışla gericileşerek dine sarılmıştır. Böylece din afyonu yutturulmuş kitleler, öfkelerini ve adalet beklentilerini öteki dünyaya ertelerler ve kendilerini sömürenlere karşı mücadeleye girişmezler. Komünizm, laiklik temelinde “din ve vicdan” özgürlüğünü de savunarak kapitalistlerin bu kirli oyunu bozmalıdır.
Kürt sorununun etnik temelde ve şiddet kullanılarak çözülebileceğini düşünmeyenlerdenim. Bu sorun ancak sınıfsal temelde ve şidddete başvurulmadan çözülebilir. Etnik terörle soruna yaklaşmak, karşı milliyetçi refleksleri doğurabileceği gibi terörü de bir çözüm modeli olarak meşrulaştırır. Günün birinde TİT (Türk İntikam Tugayı) benzeri bir terör örgütü intikam için karşınıza dikildiğinde söyleyecek bir sözünüz kalmaz. Ayrıca yıllarca Türk ırkçılığına karşı çıkıp şimdi Kürt ırkçılığı yapmak da ayrı bir çelişki olsa gerek…
Osmanlı mirasının bu günkü temsilcisi Türkiye’nin Kürt sorunu türünden etnik problemlerle karşılaşması doğal, önemli olan çözüm modelinin ne olduğu ve sorunun nasıl yönetileceği… Türkiye’nin bugünkü geldiği noktayı doğru okumayan PKK’nın hep aynı isyan paradigmasına bağlı kalarak şiddeti tırmandırması çözümü engellediği gibi sorunu da kangren haline getirmektedir.
Osman Akyol
Bu makale, Osman Akyol’un İlahi Adalet Komünizm kitabından alınmıştır. Ayrıntılı bilgi için bakınız: Osman Akyol, İlahi Adalet Komünizm, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 2012

