Bazı sanatçılar sadece dinlenmez; hayatın belli dönemlerine, büyümeye, anılara ve kalbin en özel köşelerine yerleşir. 27 Mart gecesi, benim için sadece bir konser değil; yılların, duyguların ve vefanın sahneye yansıdığı çok özel bir geceydi.
Bazı insanlar hayatımıza bir şarkıyla girer.
Sonra bir bakarsınız, o şarkı bir döneme dönüşmüş…
Bir dönem, bir dostluğa…
Bir dostluk ise yıllar sonra dönüp baktığınızda koca bir hayat yolculuğuna.
27 Mart Cuma akşamı, Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahneye çıkan Ziynet Sali için belki bu sadece çok başarılı bir konser gecesiydi.
Ama benim için bundan çok daha fazlasıydı.
O gece sahnede yalnızca bir sanatçı yoktu.
O gece sahnede; gençliğim, heyecanım, yıllarım, anılarım ve büyürken içimde sakladığım koca bir hikâye vardı.
Ziynet Sali’yi ilk dinlediğimde henüz lise sıralarındaydım. O yıllarda bir genç olarak duyduğum şey sadece bir “beğeni” değildi. O, tarif edilmesi zor bir hayranlıktı. Ama bu hayranlık, yalnızca şarkılara duyulan sıradan bir ilgi değildi. Onun sesinde, tavrında, duruşunda ve sanatına yaklaşımında başka bir şey vardı. Daha içten, daha gerçek, daha sahici bir şey…
Yıllar boyunca bana sık sık şu soru soruldu:
“Neden Ziynet Sali?”
Aslında cevabı hep çok netti.
Çünkü onda yalnızca iyi bir yorumcu değil, duygusunu gerçekten taşıyan bir sanatçı gördüm.
Çünkü o, şarkıyı sadece söylemiyor; yaşıyor, hissettiriyor ve dinleyenin kalbine bırakıyordu.
Çünkü onun sahnesinde gösterişten çok samimiyet, kalabalıktan çok bağ, alkıştan çok his vardı.
Zaman ilerledikçe bu hayranlık daha büyük bir emeğe dönüştü. 2008’lerden, 2009’lardan sonra artık sadece uzaktan dinleyen biri değildim. Onunla ilgili bir fan topluluğu oluşturdum. O yıllarda Beyaz Show başta olmak üzere birçok televizyon programında izleyici koltuklarında yer aldık. Konserden konsere, şehirden şehre koştuk. Birlikte heyecanlandık, birlikte bekledik, birlikte sevindik.
Sadece konser salonlarında değil; hayatın içinde de iz bırakan işler yapmaya çalıştık.
Trabzon’da, Eskişehir’de onun adına kurulan kütüphanelerde bir öncülüğümüz oldu. Elbette bu sadece benim değil, yol arkadaşlığı yaptığım güzel insanların ortak emeğiydi. Ama bugün dönüp baktığımda görüyorum ki, bir sanatçıyı sevmek bazen sadece onun şarkılarını ezbere bilmek değil; onun adını güzel işlerle yaşatmakmış.
Bir Konserden Fazlası
İşte belki de bu yüzden, 27 Mart gecesi benim için yalnızca bir konser tarihi olarak kalmadı.
O gece Bostancı Gösteri Merkezi gerçekten yıkıldı.
Sahnedeki enerji, repertuvarın gücü, seyircinin coşkusu, salonun her köşesine yayılan o sıcak atmosfer… Her şey çok başka, çok özeldi. Uzun yıllardır onlarca konserine gitmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; bu konser, hafızamda en özel yere yazılan gecelerden biri oldu.
Ama bu geceyi benim için daha da unutulmaz yapan şey sadece sahnedeki performans değildi.
Onu oturduğum yerden izlerken, zaman zaman gözlerimin dolduğunu fark ettim.
Bu bir hüzün değildi.
Bu, tarifsiz bir gururdu.
Çünkü sahnede yalnızca çok sevdiğim bir sanatçıyı izlemiyordum.
Aynı zamanda kendi yıllarımı, kendi büyüyüşümü, kendi gençliğimi de izliyordum.
Onun şarkılarıyla büyüdüğümü, onun sesiyle nice dönemden geçtiğimi, lise sıralarında başlayan o saf ve temiz hissin yıllar içinde nasıl taçlandığını o an iliklerime kadar hissettim.
Bir zamanlar uzaktan hayranlıkla dinlediğim bir sesin, yıllar sonra hayatımın bu kadar büyük bir parçası haline gelmiş olması…
İşte insanı en çok da böyle anlar duygulandırıyor.
Benim vesilemle o akşam yaklaşık 200 kişi o salondaydı.
Ve konser bitiminde neredeyse herkesten aynı cümleleri duydum:
“Bu nasıl bir enerji?”
“Bu nasıl bir samimiyet?”
“Sahnede ne kadar gerçek, ne kadar sıcak bir insan varmış…”
İşte yıllardır anlatmaya çalıştığım şey tam olarak buydu.
Çünkü Ziynet Sali’yi özel yapan sadece sesi değil.
Onu özel yapan; sahnede de sahne dışında da aynı kalabilmesi.
Alkışların ortasında da kuliste de aynı sıcaklığı taşıması.
Kalabalıkların önünde de birebir temaslarda da aynı özeni, aynı içtenliği gösterebilmesi.
Konserin ardından kuliste yaşananlar da bunun en güzel örneğiydi.
Yine her zamanki gibi içten, yine her zamanki gibi samimi, yine her zamanki gibi kucaklayıcıydı. Benimle gelen arkadaşlarımın hiçbirini kırmadı. Her biriyle tek tek ilgilendi, fotoğraf çektirdi, sohbet etti. Kimseyi “geçiştirmedi”, kimseyi “kalabalığın içindeki biri” gibi görmedi.
Bazen bir sanatçının büyüklüğü, yalnızca sahnede ne kadar iyi olduğuyla ölçülmez.
Bazen asıl büyüklük, sahneden indikten sonra insanlara nasıl davrandığında saklıdır.
Ve işte Ziynet Sali’yi yıllardır kalbimde ayrı bir yere koymamın en temel sebebi tam da budur.
Yılların İçinden Geçen Bir Bağ
Çünkü bizler onun gölgesinde değil, onun şemsiyesi altında büyüdük.
Lise sıralarında başlayan o yolculuk, bugün hayatın bambaşka dönemlerine uzandı.
O yıllarda gençtik, heyecanlıydık, koşturuyorduk.
Bugün ise o yılların anılarını kalbinde taşıyan, büyümüş ama bazı duyguları hiç eksilmemiş insanlarız.
Otuzlarımızı, kırklarımıza yaklaşan zamanlarımızı yaşarken bir konser koltuğunda oturup onu dinlemek…
Ve bir yandan da içinden şu cümleyi geçirmek:
“Nereden nerelere…”
İnanın, tarif edilmesi kolay bir duygu değil.
O gece ben sadece bir konser izlemedim.
O gece yılları izledim.
Bir gençlik hikâyesini izledim.
Bir sanatçının emekle, zarafetle, içtenlikle nasıl büyüdüğünü izledim.
Ve belki en çok da, insan ilişkilerinin samimiyetle nasıl yıllara yenilmeden kalabildiğini izledim.
Bu hikâyenin bir başka kıymetli tarafı da hiç şüphesiz sevgili Gökay Özkan.
Benim için bu yolculukta adı özellikle anılması gereken çok önemli bir isimdir. Çünkü bazen bir sanatçının çevresindeki insanlar da o yolculuğun ne kadar kıymetli ilerleyeceğini belirler. Gökay Ağabey, yıllar boyunca kurduğumuz iletişimde her zaman samimiyeti, ulaşılabilirliği ve iyi niyetiyle çok özel bir yerde oldu. Ne zaman arasak, ne zaman bir şey danışsak, hiçbir zaman cevapsız bırakmadı. Her zaman köprü oldu, her zaman kolaylaştırdı, her zaman insan gibi davrandı.
Bugün birçok şey hızla değişiyor.
İnsan ilişkileri yüzeyselleşiyor, bağlar çabuk kurulup çabuk kopuyor.
Ama bazı bağlar var ki yıllara rağmen ilk günkü sıcaklığını koruyor.
Benim için Ziynet Sali ile kurulan bağ tam olarak böyle bir yerden geçiyor.
Bu yüzden 27 Mart gecesi, sadece güzel bir konser gecesi değildi.
Benim için; geçmişin bugüne usulca dokunduğu, yılların bir salonda alkışlarla birleştiği, duyguların göz hizasına kadar çıktığı çok özel bir geceydi.
Bir konser bitti belki…
Ama o gece bende kalan şey, sadece müzik değil; yıllara yayılan bir bağlılığın, samimiyetin ve hatıranın ta kendisiydi.


